|
|
|
|
|
KASIMPAŞA KALYONCU KIŞLASI VE CAMİİ –BEYOĞLU-İSTANBUL
1782 yılında “Kalyoncu Kışlası” adıyla yaptırılan yapıya kullanılış amacına göre Kasımpaşa Kışlası, Bahriye Kışlası, İstanbul Kışlası ve son olarak da Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası isimleri verildi.
Osmanlı mimarisinin eşsiz örneklerinden olan yapı üç katlı ve 160 odalıydı. Kışlanın, tavan, taban, merdiven döşemeleri ahşap, etrafı ise duvar ile çevriliydi. Caminin Kışlaya köprülerle bağlı olması, bu kışlayı Osmanlı Mimari sanatı açısından özel bir konumda tutuyordu.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa kışla arazisi olarak Haliç’te Tersane-i Âmire bölgesinde zahire ambarları yakınında yer alan İskele Meydanı’nı seçmiş, İnşaata başlamadan önce çevre semtlerden temin edilen molozlarla sahil doldurulmuş ve kışla denizden kazanılan bu alan üzerinde yapılmıştır.
Kalyoncu Kışlası’nın inşasına dair kaynaklarda muhtelif tarihlere yer verilmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde mevcut Gazi Hasan Paşa’nın muhtelif muamelatını ihtiva eden bir Muhasebe Defteri’ne göre kışlanın inşasına 16 Nisan 1782 tarihinde başlanmıştır.
Binaya ait çeşme kitabesinden de anlaşıldığı üzere inşaat 1782 yılında tamamlanmıştır. Kalyoncular Kışlası’nın bütün masrafları ile Cezayirli Gazi Hasan Paşa Vakfı’na bağlı olarak inşa edilen cami, mektep ve çeşmelerin giderleri paşanın şahsi bütçesinden karşılanmıştır.
Kışla ve Müştemilatının Mimari
Cezayirli Gazi Hasan Paşa hayratı Kasımpaşa Kışla-i Hümayunu, dikdörtgen plan şemasında ve üç katlı olarak inşa edilmiştir.
Kışlanın her cephesi 84,30 metredir. Binanın her katındaki cephesinin iç avluya bakan yönleri, dört bir taraftan koridorlarla kuşatılmış, dış cephesi ise aynı şekilde dört bir tarafta sıralanan odalar ile çevrelenmiştir.
Kışlanın 1948 yılına ait fotoğraflarında, cephelerde ampir üslubunda büyük kuş evlerinin bulunduğu ve pencerelerin taş söveli olduğu anlaşılmaktadır.
Kırma çatı ile örtülü kışlanın tavan, taban, merdiven döşemeleri ahşap,kalanı kâgir olarak inşa edilmişti. Kışlanın üç katındaki toplam 160 odasının asker kapasitesi 1.800 idi. Ancak gerektiğinde 2.700 asker yerleşebilmekteydi.
Kışlanın bu klasik oda sistemi 1883’teki bir tamiratta değişmiş, orta ve üst kattaki oda duvarları yıkılıp 100 kişilik büyük koğuşlar oluşturulmuştu.
Kışla avlusunu çeviren üç katlı koğuşlar dizisi, her katta yinelenen oldukça sade dikdörtgen pencereler ile aydınlatılmıştı.
İlk bina formatında kasrın iç avluya bakan pencerelerinden birinde bulunan kapıdan bir köprü ile kışla camii Hünkâr mahfiline geçiş yapılabiliyordu.Kışlanın toplam dört giriş kapısı mevcuttu. Haliç’e bakan güney cephesi ile kuzey tarafına rastlayan cephede büyük cümle kapıları bulunuyordu. Simetrik tarzdaki bu giriş kapıları, oyma mermer çerçeveliydi.
Kapıların ön kısmında ikisi serbest olmak üzere dört mermer sütuna oturan çıkıntı köşkler inşa edilmişti. Haliç’e bakan cephedeki Hünkar köşkü Kasr-ı Hümayun, diğer cephedeki ise Misafir köşkü adlarıyla anılmaktaydı. Her iki köşkün kubbeleri kurşun kaplıydı ve etrafları tara saçaklıydı. Üstünde altın yaldız âlemi bulunan Kasr-ı Hümayunun içi ve dışı elvan boya ve nakkaşkâri işlemelerle tezyin edilmişti. Kasr-ı Hümayun’a kışlanın içinden kâgir bir merdivenle çıkılmaktaydı. Altı, yedi merdiven sonra asıl büyük salonun kapısına ulaşılmaktaydı.
Cumhuriyet döneminde Alay Komutanı’nın çalışma odası haline getirilen büyük salonunun orijinalinde nakışlı ve oymalı kubbesi bulunuyordu. Bu kubbe, kışladaki tamiratlar esnasında yıkılmış, yerine düz bir tavan yapılmıştı. Bu kasrın üç cepheye açılan dokuz penceresinin üstünde nakışlı ahşap yarım kepenkler bulunuyordu. Daha sade süslemelere sahip olan Misafir Köşkü, elvan boyalı ve altın yaldızlı nakışlarla tezyin edilmişti.
Mermer işçiliği ile de dikkat çeken kışlanın deniz cephesindeki duvarı üstünde mühendishane hocalarından Esseyyid Osman Efendi tarafından resmedilen bir de güneş saati bulunuyordu.
Kasımpaşa Kalyoncu Kışlası’nın ortası avlulu dikdörtgen planlı bu klasik şeması ve mimari özellikleri, modern Osmanlı askeri yapılarının öncüsü kabul edilmektedir. Nitekim bu tarihten sonra özellikle Sultan III. Selim (1789-1808) dönemi kışla mimarisinde Kalyoncu Kışlası’nın mehaz kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Kaptanıderya Gazi Hasan Paşa, kışlanın orta avlusunda kendi vakfına bağlı olmak üzere bir cami yaptırmıştır. İki katlı caminin bitişiğinde küçük bir mektep, altında kalyoncuların başağası hücresi, çavuş koğuşları ile bir de hapishane inşa edilmişti. Sultan I. Abdülhamid’in emri ile yapılan ve caminin kuzey cephesinde yer alan minaresi tek şerefeliydi ve şerefeden yukarısı çini ile tezyin edilmişti.
Caminin son cemaat mahalli, mermer sütunlar üzerinde yer almaktaydı. Ahşap son cemaat kısmının kuzey tarafının altında abdest alma mahalli ve musluklar bulunuyordu. Caminin iç tezyinatı üç cepheyi çepeçevre dolaşan ve oyma olarak yazılan Ömer Vasfi imzalı surelerle (Hicri 1203 tarihli), diğer cephesi ise Osman Hilmi Efendi imzasını taşıyan sureler ile (Hicri 1197 tarihli) süslenmişti. Sultan I.Abdülhamid, caminin kubbe içi alt kenarına konulmak üzere Hattat Laz Ömer Vasfi Efendi’ye Allah, Peygamber, dört halife ile Hasan ve Hüseyin yazılı levhalar yaptırmıştı. Bu levhaların alt kısmı hizasında ve ana mekânın üç kenar çevresini kaplayacak biçimde üzerleri altın varaklı ve ahşap oyma tekniği ile yazılmış Cuma suresi mevcuttu. Ayrıca minber üstündeki oymalar, Hünkâr Mahfili’nin altın yaldızlı kafesi ve süsleri 19. yüzyıl başlarına ait tezyinat örneklerini yansıtıyordu. Mahfilin eteğini çevreleyen ahşap oyma kesme kuşak yazısı da Osmanlı hat sanatının nadide örneklerinden biri olarak kabul edilmekteydi.
Caminin doğu ve batı cephelerinden birer köprü ile kışlaya geçiş sağlanmıştı. Batıdaki köprüyü sadece Padişah ya da Kaptanıderya, doğudakini ise kalyoncular veya sonraları bahriye eratı kullanmaktaydı. Bu köprülerin, 19. yüzyıl ortalarından itibaren yapılan tadilatlar esnasında kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
Kalyoncu Kışlası camisinin zemin katı kısmında, doğu cephesinin orta yerindeki penceresinin iç tarafında bir sandukanın, yani caminin içinde bir yatırın mevcudiyeti literatüre yansımıştır. Hasan Paşa, camiyi inşa ederken bu mezarı kaldırmamıştı. Sandukası taştan olan yatırın 1930 yılına kadar tırabzanları ile mum dikme yerleri mevcuttu. 1930’dan sonra bu mezar ile birlikte zemin katta yer alan dershane de bozulup depoya çevrilmiştir. Böylece caminin girişi de değişmiştir.
Sultan I. Abdülhamid’in ilk açılış cuma selamlığına katıldığı ve III. Selim’in de cuma selamlığına geldiği bilinen kışla cami, muhtelif tarihlerde tamiratlar gördüğünden, tezyinat ve bazı ahşap bölümleri bakımından orijinal vasfını kaybetmiştir.
Gazi Hasan Paşa, kışla cami ve çeşmeler için Taksim’den su temin etmiştir. Bu maksatla öncelikle Sultan I. Mahmud (1730-1754)’un Bahçeköy’deki Topuzlu bendinin duvarları dört arşın yükseltilmiştir. Böylece Taksim deposunun su rezervi artırılmış ve buradan da kışlaya su nakli gerçekleşmiştir. Taksim makseminin giriş oluğunun sol kısmında yer alan kitabede, Gazi Hasan Paşa’nın yaptırdığı Kalyoncu Kışlası ve çeşmelerine toplam 22 masura (143 m3/gün) su tahsis edildiği kaydı yer almaktadır.
Kışla içindeki caminin iki tarafında birer su kuyusu yapılmıştı. Bu kuyuların süslemeli tulumbaları bulunuyordu. Ayrıca 40 ton kapasiteli bir de sarnıç inşa edilmiş ve buralardan caminin dokuz abdest musluğuna muntazaman su verilmişti.
Hasan Paşa, caminin zemin katında muslukların olduğu kısımdaki kuzey duvarına barok tarzda mermer bir çeşme yaptırmıştır. Bu çeşmenin zank taşında yer alan 1782 tarihli Arapça kitabe, paşanın çok sevdiği ve yanından ayırmadığı aslanını simgeleyen tarzda yazılmıştı.
Caminin avlu zemininde, abdest mahallinden ayrı olarak doğu, batı ve güney cepheleri boyunca sıralanan ve yine mermerden yapılmış ayak yıkama tekneleri bulunuyordu. Bu tekneler gemilerde yalın ayak görev yapan kalyoncu neferlerinin yağlı, ziftli, katranlı ayaklarının neft yada sodalı su ile yıkanıp temizlendikten sonra abdest alabilmeleri içindi. Çeşmeleri de bulunan bu mermer tekneler aynı zamanda neferlerin elbiselerini yıkama yeri olarak kullanılıyordu.
Kaptanıderya Gazi Hasan Paşa, kışla caminin bitişiğinde bir Sıbyan Mektebi inşa ettirmişti. Cami ile birlikte vakfından gelirler tahsis ettiği bu mektepte kalyoncu neferleri ile birlikte dışarıdan gelen öğrencilere de Kur’an-ı Kerim eğitimi veriliyordu. Bu küçük mektep, büyük Kasımpaşa yangınında harap olunca, 1906’da modern tarzda ve daha büyük olarak yeniden inşa edilmiş, vakfın Tevliyet Komisyonu tarafından muallim atamaları yapılmıştı.
Hasan Paşa, kışla ile bütün müştemilatını sahibi olduğu vakfına kaydettirmiştir. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Vakfiyesi ile zeyillerinde kışla, cami, mektep ve çeşmelere dair şartlar belirlenmiş, görevliler için gelirler tahsis edilmiştir.
Gazi Hasan Paşa’nın 1790 yılında vefatı ardında kışla cami ve diğer hayratının masraflarının karşılanmasında zorlukların yaşandığı belgelere yansımıştır. Paşa hayattayken bu yapıların masraflarını ve kışlasındaki asker ve hizmetlilerin ihtiyaçlarını şahsi gelirlerinden veya Kaptanıderyalık tahsisatlarından karşılamaktaydı. Ölümü ardından vakfın içine düştüğü mâlî sorunlarının çözüm için geliri yüksek mukataaların temini veya selatin vakıflardan tahsisat aktarımı gibi çeşitli formüller gündeme gelmiştir.
Kışla ve Müştemilatı Onarımları ile Restorasyon Tartışmaları
Kışla, Haliç kıyısında deniz seviyesinden yeterince yüksek olmayan ve dolgu bir arazide inşa edildiği için sorunlu bir zemine sahipti. Yarı ahşap tarzda inşa edilen kışlanın belli dönemlerde ciddi tamiratlar gerektirecek derecelerde tahribata uğradığı kayıtlara yansımıştır. Kışlanın keşif ve tamiratları önceleri Kaptanpaşa, Tersane Eminliği veya doğrudan Padişahın emri üzerine Hassa Mimarlığı marifetiyle yapılırken, sonraları Bahriye Nezareti öne çıkmıştır.
Hatta evlatsız ölmüş olan Gazi Hasan Paşa’nın vakıf mütevelliliği zaman içinde Bahriye Nezareti’ne geçmiştir.66 Kışlanın askeri kısımları dışındaki cami, mektep ve suları vakıf idaresi tarafından ayrıca tamir ettirilmekteydi .
Yarı ahşap tarzda inşa edilen kışlanın belli dönemlerde ciddi tamiratlar gerektirecek derecelerde tahribata uğradığı kayıtlara yansımıştır. Kışlanın keşif ve tamiratları önceleri Kaptanpaşa, Tersane Eminliği veya doğrudan Padişahın emri üzerine Hassa Mimarlığı marifetiyle yapılırken, sonraları Bahriye Nezareti öne çıkmıştır.Hatta evlatsız ölmüş olan Gazi Hasan Paşa’nın vakıf mütevelliliği zaman içinde Bahriye Nezareti’ne geçmiştir. Kışlanın askeri kısımları dışındaki cami, mektep ve suları vakıf idaresi tarafından ayrıca tamir ettirilmekteydi.
Kalyoncu Kışlası’nın inşasından yirmi yıl sonra çok kapsamlı bir tamirata ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 1802 yılı başlarında Sultan III. Selim’in emri üzerine hem Kalyoncu Kışlası Cumhuriyet döneminde kışla ve müştemilatı onarımı hususunda 1930, 1950 ve 1960’lı yıllarda tartışmalar yaşanmıştır. Yukarıda değindiğimiz üzere 1930 sonrasında kışla caminde önemli değişimler gerçekleşmişti. Binanın görünümü ve mimarisini değiştiren önemli tamiratlardan biri 1950’de olmuştur. Toplam 150 bin lira sarf edilen bu tamiratta kışla yenilenmişti. Bu tamiratta bina tamamen boyanmıştı. Ayrıca kışlanın dökme demir sokak kapısı da boyanmış ve mermer sütunları temizlenmişti. 1950 tamiratında binanın kat yüksekliği ile bütün pencere ve kapı oranları değişmiş, bina dış duvarlarında yer alan görkemli kuş evleri kaldırılmış, ahşap döşemeler betonarme haline getirilmiş ve Hünkâr Kasrı’nda önemli değişiklikler yapılmıştı.
Kışla tamiratına dair esas önemli tartışma 1960’dan sonra başlamıştır. Kışlanın 1961’de Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binası haline gelmesi sonrasında tamiratı gündeme gelmişti. Bir süre kışlada görev yapmış olan deniz tarihçisi Halûk Şehsuvaroğlu, 4 Nisan 1961 tarihinde kaleme aldığı yazısında dönemin tamirat anlayışını ve tarihi mirasa yaklaşımını, günümüzde de geçerli olabilecek şu çarpıcı cümlelerle eleştirmiştir. “Tarih yadigârı eşyalar, silâhlar, bayraklar böyle tarihi yapılarda daha büyük bir mâna alır. Bir asırdır binlerce kahraman yetiştiren Harbiye Mektebini bir askerî müze yapmak dururken kazma ile yere seren zihniyete ne kadar şaştı isek, Kalyoncular Kışlasını yıkmak isteyen zihniyete de o kadar şaşarız. Artık mazimizi kazmalamaktan vazgeçsek çok iyi etmiş olacağız”.
Nihayet Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından başlatılan kapsamlı tamirat ve restorasyon 1966’da bitirilmiştir. Kalyoncu Kışlası’nda önemli değişime sebep olduğu anlaşılan bu 1966 tamiratı, bina giriş kapısındaki yeni mermer kitabesine de kaydedilmişti. Kışlaya dair değerli bilgiler veren Muzaffer Polat, bu onarım esnasında restorasyon çalışmalarının da yapıldığını ve binanın mimari niteliğinin bozulmamasına gayret sarfedildiğini kaydetmektedir. Bu restorasyon esnasında kışlaya ait süsleme, kitabe ve binanın muhtelif kısımlarına ait nadide ahşap ve mermer parçaların İstanbul Deniz Müzesine kaldırıldığı ve müze envanterine işlendiği anlaşılmaktadır.
Sonuç
Kasımpaşa Kalyoncu Kışlası ile camii ve müştemilatı, Türk denizcilik tarihi mirasının günümüze intikal eden nadide eserlerindendir. Kuşkusuz İmparatorluk ve Cumhuriyet bakiyesi, asırlık bu değerli mirasın muhafazasına özen gösterilmesi bir deniz şehri olan İstanbul için önem taşımaktadır. İnşasından itibaren kışlanın zemin sorunları nedeniyle yıprandığı, yapılan tamirat ve restorasyonlar sonucunda orijinal özelliklerini büyük oranda yitirdiği anlaşılmaktadır.
Buna rağmen kışlanın 1782 yılı ana formatı günümüze kadar intikal edebilmişti.
Bu anıt binanın restorasyonu için İstanbul Valiliği tarafından 2012 yılında bir proje başlatılmıştır. Proje kapsamında kışlanın tamamen yıkılarak yeniden yapılması kararının alınması, tartışılmalara sebep olmuştur. Elbette binanın yıkım kararına dair ilgili kurullardan uzman görüşü ve gerekli izinler alınmıştır.99 Fakat İstanbul’un restorasyon tarihine bakıldığında karşılaşılması sürpriz olmayan bazı uygulamalar nedeniyle binanın aslına uygun yeniden inşa edilmeyeceği yönünde kuşkular dile getirilmektedir.
Eylül 2017 tarihi itibariyle kışla binası, projeye uygun olarak tamamen yıkılmış durumdadır. 1960’lı yıllarda kışla restorasyonu tartışmaları münasebetiyle deniz tarihçisi Halûk Şehsuvaroğlu’nun tespiti üzere tarihimizi kazmalamaktan vazgeçemediğimize göre bu aşamada yapılacak en isabetli yaklaşımın, mümkün mertebe binanın orijinaline sadık formatıyla yeniden inşası olacağı açıktır.
Kalyoncu Kışlası, İstanbul’un yitirdiğimiz sayısız tarihi değerlerden biri haline gelme tehlikesi ile karşı karşıya kalmayacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kışlanın 1966’da yapılan kapsamlı tamiratında kitabe, süsleme ve benzeri ahşap ve mermer bazı orijinal kısımları Deniz Müzesi envanterine katılmıştı. Kışlanın yeniden inşası münasebetiyle bahsi geçen bu nadide parçaların iade edilmesi veya replikalarının alınması binaya tarihi değer ve ruh katacaktır.
2021 yılında Gürsoy Grup Restorasyon tarafından başlanan ve aynı yıl içerisinde tamamlanan restorasyon çalışmaları kapsamında; kagir bölümde statik raporuna uygun olarak yapısal güçlendirme, çatı kurşun ve çinko işleri, ahşap doğrama ve kaplamalarda onarım, mermer şadırvanda onarım, harim bölümünde kalemişi ve altın varak işleri yapılmıştır.
KAYNAK: Kasımpaşa Kalyoncu Kışlası” Ali Fuat Örenç” İstanbul Üniversitesi
FOTOĞRAFLAR: EROL ŞAŞMAZ |
| KASIMPAŞA KALYONCU KIŞLASI VE CAMİİ –BEYOĞLU-İSTANBUL Fotoğraf Galerisi
|  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  | |
|