|
|
|
|
|
HALFETİ ÖREN YERİ – ŞANLIURFA
Halfeti, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Orta Fırat Bölümünde Birecik Baraj gölünün doğu kıyısında Şanlıurfa iline bağlı, Gaziantep ili ile Şanlıurfa il sınırında yer almaktadır. İl merkezine uzaklığı 120 km’dir. Şanlıurfa ilinin kuzeybatısını oluşturan Halfeti’nin, batıda Gaziantep iline bağlı Araban, Yavuzeli ve Nizip ilçeleri, kuzeyde Adıyaman iline bağlı Besni ilçesi, doğuda Bozova, güneyde ise Birecik ilçesi ile sınırı bulunmaktadır.
Halfeti ilçe sınırı yüzölçümü olarak 646 km2’dir. Ortalama yükseltisi 525 metredir. Halfeti’de nüfusa bakarsak, 8604 kişi şehir merkezinde, 29741 kişi kırsal alanda, olmak üzere toplamda 38345 kişi yaşamaktadır. Eski Halfeti ise Yeni Halfeti ilçe merkezinin en batı kesimi olan Fırat nehrinin doğu kıyısında yer almaktadır. Daha önceleri ilçe merkeziyken, şimdi Rüştiye ve Şimaliye mahalleleriyle, Yeni Halfeti’ye bağlı mahalle konumundadır.
Halfeti’nin ilk yerleşim yeri Fırat nehri ile Merzuman deresinin birleştiği noktada kurulmuş olan Rumkalesi’dir. Rumkale tarihî varlığını sürdürdüğü zaman içerisinde; Hititler, Asurlular, Babiller, Persler, Romalılar, Bizanslar, Sasaniler (Honigmann, 1963, s. 777), Eyyübiler, Selçuklular, Memluklüler gibi birçok devletin egemenliğine, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi sırasında Osmanlı egemenliğine girmiştir (Yılmaz, 1999, s. 2). 19. yy’a kadar varlığını burada sürdürmüş olan Halfeti, bu tarihten sonra, şimdi Eski Halfeti olarak adlandırılan mevkiye taşınmıştır (Yılmaz, 1999, s. 2). 1941 yılında yapılan bölge ayırımında, Fırat nehrinin talveg çizgisi Şanlıurfa ile Gaziantep illerinin arasında sınır kabul edilmesiyle Birecik (Şanlıurfa) dâhilinde Şanlıurfa’ya idari anlamda bağlanmıştır. 1954 yılında Şanlıurfa’ya bağlı ilçe merkezi statüsü kazanmıştır. 2000 yılında yapımı biteceği ve su tutmaya başlayacağı bilinen Birecik Barajının tamamlanmasıyla ilçe merkezi topraklarının 2/5’inin (180 hektar) sular altına kalacak olması nedeniyle, kendisine mezra olarak bağlı bulunan 10 km doğudaki Karaotlak Mezrası yeni ilçe merkezi alanı olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla 1999 yılından itibaren şehir merkezinin buraya taşınmasına başlanmıştır.
HALFETİ MİMARİ DOKU
Yerleşmenin esas ağırlığı doğu sahilinde olmakla birlikte, Fırat’ın batı kıyısında da birkaç evden oluşan bir mahalle bulunmakta ve kıyılar arasında bağlantı, ücreti yıllık olarak ödenen, geleneksel sallarla sağlanmaktaydı. Eski Halfeti’de, sahilden arkadaki dağlara doğru, topografyayla bütünleşen eğimli bir yerleşme gelişmiştir. Tepeye doğru tırmanan dar sokaklara açılan yarı sağır yan cepheler, girinti-çıkıntıları, köşe pahları ve zengin kütle hareketleriyle ilginç perspektifler oluşturmuştur. Bu durum özellikle kentin bittiği tepelerden aşağı doğru inişte, daha da etkileyicidir.
Meskenler, bölgenin yaz ayları sıcaklığının fazla olması nedeniyle, açık renkte, ilk aşamada yumuşak ve işlenmesi kolay, havayla teması sonrası zamanla sertleşen, bölge halkı tarafından ‘Nahat Taşı’ (orta miyosen -Middle Miocene- yaşlı kireçtaşı) olarak adlandırılan taşlarla, 13 ayrı tür ‘kuş evi mimarisi’ne sahip, geçmişi 16. yüzyıla dayanan, kuş evleri mimarisi olarak yapılmıştır. Genelde serçe, kırlangıç, saka gibi kuşların kendilerini güvende hissettiği, insan ellinin ulaşamadığı, rüzgârın değmediği, güneşi gören tarafta usta bir incelikle yapılmıştır.
Evler genelde konak şeklindedir ve yaptıran kişinin ismiyle adlandırılır. Ayrıca haneler, çatılı değil damlı inşa edilmiştir. Bu damlar, yaz aylarında bölgenin hâkim geçim kaynağı olan antep fıstığının kurutulması, yılda aile başına, ortalama 200-300 kg tüketilen acı biberin ve salçaların, dolmalık patlıcan, kabak, acur kâklarının (kışın kullanılmak üzere kurutulmalık biber, patlıcan, acur kofikleri) kurutulmasında kullanılmaktadır. Eğimli bir yapıya kuruldukları için evler, birbirinin Fırat’a olan manzarasını engellememektedir. Eski Halfeti’deki evlerin eski pencerelerinin cağlarının (korkulukları) mavi renkte olduğu göze çarpmaktadır. Bu rengin seçilmesinin nedeni; akreplerin mavi rengi, kırmızı olarak algılayıp, ateş zannederek yaklaşmamasıdır. Dış cepheden bakıldığında iki pencerenin üst orta kesiminde, o meskeni yapan ustanın simgesini belirten işaretleri görmek mümkündür.
Tarihi merkezi oluşturan evlerin her biri, büyük bir avlu çevresinde gelişen planlarıyla, içe dönük görkemli birer konak gibidirler. Burada, yöreye özgü taş mimarinin en yetkin örnekleri, yerleşmenin üzerinde yer aldığı araziyi oluşturan kayalarla bütünleşmiştir.
HALFETİ MİMARİ ESERLERİ
1. Ulu Camii (Hoşgörü Simgesi)
2. Hayalet Köy- Batık Köy: Savaşan Köyü
3. . Rumkale
4. . Erenköy Batık Minare
HALFETİ’YE ÖZGÜ YETİŞENLERİ
A- Siyahgül (Yassıgül - Karagül)
Türkiye'de sadece Halfeti'de yetişen “Siyahgül”ün, Fransa'dan Türkiye'ye getirildiği belirtilmektedir. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop'un araştırması sonucunda, siyaha yakın koyu kırmızı renkli Halfeti gülünün 1859 yılında Fransız gül yetiştiricisi Guillot tarafından üretilen “14. Louis” türü olduğu belirlenmiştir.
Halfeti'de yetiştirilen siyah Halfeti gülünün ne zaman ve nereden geldiği bilinmemektedir. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesinden alınan bilgilere göre; siyaha yakın koyu kırmızı renkli, yarı katmerli ve kokulu olan bu gül türü, ilk ve sonbaharda çiçek açmaktadır. 1-1,5 metre yükseklikte bir çalı olan bu türün çiçekleri, 6-7 santimetre çapındadır. Gonca hâlindeyken siyah, daha sonra koyu kırmızı renge dönüşen türünün yanı sıra sürekli siyah kalan türleri de bulunmaktadır .
Özellikle bahar ayında yetişen siyah güller, kesilip başka yere götürüldüğünde renginde değişme özelliği gösterir. Tohum olarak başka bir bölgeye ekildiğinde de Halfeti’deki gibi siyah açmazken, sadece ilçe topraklarında siyah açtığı bilinmektedir.
Yeni Halfeti Belediyesi, yılda bir kez “Siyahgül Festivali”' düzenlemek için çalışmalar başlattıklarını ve proje hazırlığında olduklarını belirtmiştir.
Halfeti’de ilkbahar aylarında birçok kişi, evlerde yetiştirdikleri Siyahgül’ün, önemli bir ekonomik faaliyet kolu hâline geldiğini vurgulamışlardır. Yetiştirilen güller, ziyaretçi turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Yetiştirilen güller satılarak aile bütçelerine önemli katkılar sağlamaktadır.
B- Mezopotamya Sümbülü (Liliaceae)
Mezopotamya Sümbülü’nün, Alman eczacı ve bitki toplayıcısı Paul Sintenis tarafından ilk kez 1888 yılında Halfeti’den toplandığını belirtilmektedir. Bu bitki, 1977 yılında “Speta” isimli yabancı bir araştırmacı tarafından bilim dünyasına tanıtılmıştır.
Yıllık soğanlık bir bitki olan ve genellikle Mart ayı sonlarına doğru çiçeklenen “Mezopotamya Sümbülü”, narin görünümü yanında nadide bir bitkidir. Dünyada yalnızca Şanlıurfa Halfeti’de yetişen çiçek türüdür. Tek lokaliteden bilinen bu bitki 116 yıl sonra yeniden keşfedilmiştir. Adını yetiştiği bölgeden alan ve bölgeye özgü bir bitki türü olan Mezopotamya Sümbülü, bugün yalnızca Halfeti’de lokal bir yayılış alanına sahip durumdadır. Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan ve Divan Edebiyatı şairlerine bile konu olan bu bitki türünün mutlaka korunması gerekmektedir.
C- Şabut Balığı:
Yağ oranı Fırat’ta yaşayan balıklara göre daha fazla olduğu için bölgede yakalanan en lezzetli balık türüdür. Son zamanlar da adı Halfeti ile bütünleşmektedir. Çünkü gelen misafirler, duba üzerine kurulan restoranlarda genellikle Şabut Balığı’nı tercih etmektedir. Şabut Balığı’nın diğer bir özelliği ise bereket kaynağı olduğu düşüncesiyle Yahudilerce kutsal sayılmasıdır .
KAYNAK: Zeki BOYRAZ / M. Salih BOSTANCI
FOTOĞRAFLAR: EROL ŞAŞMAZ |
| HALFETİ ÖREN YERİ – ŞANLIURFA Fotoğraf Galerisi
|  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  | |
|