|
|
|
|
|
KAPALI ÇARŞI – ZİNCİRLİ HAN – BEYAZIT –FATİH -İSTANBUL
Kapalıçarşı'nın ana giriş kapılarından olan Nuruosmaniye’den girince sağdan ikinci sokağa sapıp yolun sonuna yürüdüğünüzde, sağ kol üzerinde Zincirli Han'ın giriş kapısına ulaşıyorsunuz.
Şimdilerde kuyumcuların atölyelerinin yer aldığı Zincirli Han’da ilk gözüme çarpan, tarihi taş zemin üzerindeki güzelim çeşmenin musluğuna ağzını uzatan ve damla damla akan suyu keyifle içen sarman kedi oldu. Han sakinleri aynı zamanda hayvan dostu. Hemen hepsinde özel olarak beslenen, adeta ilgili hanın maskotu bir ya da daha fazla canlıya rastlamak mümkün. Bu şekliyle sanki hanların o at arabalarıyla ahırlarla dolu eski, haşmetli günlerine çağdaş bir selam veriliyor sanki. İkinci kaçınılmaz unsur da darba girişimi sonrası her yere asılı bayraklar.
Tek avlulu, iki katlı Zincirli Han’ı benzerlerinden ayıran en temel özellik, bakımlı görünümü. Özgün halini muhafaza eden yapı, koyu yeşile boyalı panjurlu eski odaları, tarihi taş zemini ve moloz taş ve tuğladan kemerleriyle ziyaretçilerini zamanda yolculuğa çıkarmaya aday. Hanın kalbi ise avlunun tam ortasında yer alan çeşme ve gerisindeki sarmaşıklı çatısıyla soluklanma bölümü.
Tahmini olarak 18.yüzyıl sonlarında inşa edilen hanın odalarında bir zamanlar ocaklar bulunuyormuş. Halen kuyumcu ustalarının ilk katı satış mağazası üst katı atölye olarak kullandığı hanın girişindeki çay ocağı da bütün ziyaretçilerine tatlı bir mola vadediyor. Öte yandan hanlar aynı zamanda esnafçılık geleneğinin kesintisiz yaşatıldığı yerler olduğundan, kime ya da neye gelmiş olmanızdan bağımsız olarak, elinde su şişeleri ve çayla size atılan dükkân sahipleriyle karşılaşıyorsunuz. O ki hana gelmişsiniz artık herkesin misafirisiniz…
Hanın en eskilerinden Şişko Osman Halıcılık’ın ikram ettiği soğuk suları içerken bizi heyecanla bekleyen Misak Voskanyan geliyor yanımıza. Oğlu ile birlikte halen 22 numaradaki küçük dükkânda çalışan Misak usta tam 65 yıldır çarşıda. ‘Allah’ın dediği olur’ levhasının asılı olduğu mücevher atölyesi el emeği göz nuru ürünlerle dolu. Oğlu tezgâh başında çalışırken Misak Voskanyan da çarşının eski günlerine tanıklık eden siyah-beyaz fotoğraflarını çıkarıyor bir çırpıda. Üzerinde okul formasıyla 12 yaş halini görüyoruz tezgâh başında. “Topkapı’da otururduk. Gedikpaşa Mesrobyan Okulu’ndanım ben. O dönem ağzımla üflerdim altını. Pompa sonra çıktı.” Çocuk haline sevecenlikle gülümsüyor. Arkadaşlarıyla beraber handa geçen gençlik yıllarının hatıralarına dalıyoruz. Aram Kondonciyan ve Jirayr Şadyan ustaların yanında zanaatı öğrenen Misak Voskanyan çıraklık dönemini geçirdiği ve her biri kuyum alanında birer okul olan Varakçı Han ve Çuhacı Han’ı da yâd ediyor. Vefa söz konusu olunca, her biri birbirinden ilginç lakaplarıyla eski ustaları anma zamanı geliyor. Pakrat Aghparik ve Minas Usta başlıyorlar aşıklar gibi atışmaya: Bulgar Boris Penço vardı… Bir de Yıkıntı Jirayr… Ya Aghçig Vartkes’e ne demeli?.. Direksiyon Vahram’ı hatırlar mısın?.. Bir de John Wayne Garbis vardı… Kuyumun ustalarına yürüyüşleri, halleri tavırları üzerinden takılan lakaplar han duvarlarında bir kez daha çınlamış oluyor.
25 yıldır Zincirli Han’da olan sadekâr ustası, mıhlayıcı oğlu eşliğinde kuyum geleneğini bir sonraki kuşağa taşıyabilmiş olmanın gururuyla dolu. “Düşünün artık çoğu esnaf Kapalıçarşı’daki yerini bile kiraya veriyor gelir olsun diye. Biz de burada iki üç kişi kaldık işte, Garo da gitti…” Eliyle dostu ve meslektaşı Garo’nun resimdeki yanağını okşayıp hasret gideriyor.
Hanın giriş katındaki Lumes Avize, saraylara layık görkemli avizelerini de alıp fabrikaya geçmiş. Şişko Osman Halıcılık dışında halıcı da kalmamış. Üst kattaki kuyum atölyeleri sakin. Misak ustaya çalışmaktan en çok mutlu olduğu parçayı soruyorum. “El işi broşlar” diyor. “Onları severek ve çok güzel yaparım.”
Hatıralarını da göğsüne iğneleyip sevgiyle bakıyor yuvasına.
Ticaretten daha fazlası
İstanbul’un hanları sadece ticaret açısından değil, kültür bakımından da şehrin tarihinde önemli rol oynadılar. Matbaaların büyük kısmı bu hanlarda yer alırken, okula gidememiş gençler de dönemin Ermeni aydınlarından bu hanlar içerisinde özel ders alırlardı. Kevork Pamukciyan ‘İstanbul Yazıları’ kitabında Zincirli Han’ın bu yüzüne dair şu bilgileri paylaşıyor: “Musikişinas Zenne Boğos Sarkagavak (1746-1826), 18. asrın sonlarına doğru, Zincirli Han’ın üst katında bir dershane açarak, ileri gelen Ermeni ailelerinin evlatlarına dini musiki dersleri vermiştir. Bunlar arasında Canik Amira Papazyan (1776-1856), Parunak Amira ve Ağa Boğos Amira zikredilmektedir. Muhtemelen Baba Hampartzum Limonciyan da (1768-1839) burada kendisinin talebesi olmuştur.”
Güneyindeki girişin üst kısmında yer alan kitabeye göre, Nasuh Paşa tarafından 1708 tarihinde külliyesinin bir parçası olarak inşa edilen Zincirli Han, han olmanın ne demeye geldiğini gösteren yapısıyla geleni geçeni büyülemeye devam ediyor.
KAYNAK: AGOS (Karin Karakaşlı )
FOTOĞRAFLAR: EROL ŞAŞMAZ |
| KAPALI ÇARŞI – ZİNCİRLİ HAN – BEYAZIT –FATİH -İSTANBUL Fotoğraf Galerisi
|  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  |  | |
|
|